Saramago’nun Gözleriyle “Görmek” / Faik Öcal

Gerçekten de “uluslararası anarşist hareketleri”, “bütün dünyadaki demokratik siyasal sistemin istikrarına karşı derin taarruz” içinde midir?

José Saramago, Görmek adlı romanında bu sorunun cevabını arıyor.

Kesin olan bir şey var: Bir sistem (devlet) kendi varlığını korumak için tehlikeli ve zararlı, sakıncalı ve şüpheli gördüğü her kesi ve her kesimi ortadan kaldırma hakkını kendinde görür. Saramago’nun gözleriyle bakarsak, bunu açık ve net görüyoruz.

Sistem karşısında un-ufak olan, hiçleşen, kimliğini yitiren birey…

Bireyin bu durumdan çıkması için de her şeyi apaçık görmesi lazım.

Soru/n: Bunun kim ve nasıl gösterecek?

Yok olmak tehlikesi ile yüz yüze kalmış birey bunu nasıl görecek ve yapacak?

Görmek için akıl, yapmak için irade lazım.

Kaç kişide bu akıl ve irade var?

Görmek için göz yeterli mi?

Gözden daha fazlası ve ötesi lazım değil mi?

Kollektif bir şuur ya da kollektif bir akıl gibi.

Aslında olay hep siyasal bir zeminde yürüyor. Görmek romanı, siyasi bir parodi… Görmek romanı Platon’un açtığı ütopik yoldan çıkıp, Kafka‘nın DönüşümDava ve Şato‘suna uğrayıp post-modern edebiyat durağından geçen bir roman.

Neden?

Çünkü Platon‘un Devlet‘inde bireyler üç sınıf içinde varken, Kafka‘da bu bireyler bir harfe (K. gibi) dönüşecek kadar küçülürken, Görmek‘te ise birey diye bir şey kalmamıştır. Yani tek tek bireyler yoktur. İsmiyle var olan kahramanlar, karakterler çağı geride kalmıştır. Sadece sistemler ve kitleler vardır. Konuşan ve hareket eden, bu kitlelerdir.

Bu haseple devletin seçmen kitlesinin oy tercihleriyle nasıl oynandığını Görmek gerekir. Sistem var oluş sebeplerini tehdit eden seçmen kitlesini ‘hizaya getirmek için’ her yola başvuruyor. Sistem seçmenin önüne makul gördüğü partileri koyuyor. Sandıktan kendisine itaat eden partilerin çıkmasına müsaade ediyor. Seçmen kitlesine, bu partilerden birin seçeceksin, diyor. Buna da demokrasi deniliyor. Boş kullanamazsın diyor. Boş kullanınca (romanda bunlara boşçular, deniliyor. Yani devletin izin verdiği sağ, merkez ve sol partiler dışında dördüncü bir kitle ortaya çıkıyor: Boşçular) ortaya nelerin çıktığını romanda görüyoruz. Çünkü sistem boş kullanan seçmenleri kendi varlığına yöneltilmiş bir tehdit ve tehlike olarak görüyor. Bir bakıma UFO, yani tanımlanamayan gök cismi, tanımlanamayan, tanımlanamadığı için de kontrol edilemeyen seçmen. Boş görünen bir seçmenden de her şey beklenir. Sistem bu boş’luğu dahi kabul etmiyor. Her seçmen dolu olacak, rengini belli edecek, görünecek, kontrol edilecek ve yönlendirilecek. Yani sen boşçuları tanımlayıp manipüle edemezsin.

Sistem boş oy kullanan seçmenleri “yolunu şaşırmış sürü” olarak görmekte, bu sürüyü “ağıla” koymak için de sıkıyönetime başvurmakta da bir sakınca görmemektedir. Bu yüzden derin devlet ve emniyet güçlerinin gerçek var oluş nedenlerinin ne olduğu sorusuyla karşı karşıya kalıyoruz. Saramago bu gerçeği bütün gerçekliğiyle, bütün çıplaklığıyla görmemizi sağlıyor.

Birey ve koyun ya da toplum ve sürü arasındaki fark neyden kaynaklanır?

Toplum bireylerden oluşurken, sistemin istediği ve güttüğü sürü ise koyunlardan oluşur. Toplumun içinden toplumu yönetmek için kendi bireyselliğini kazanmış ve ortak akılla hareket eden liderler (yöneticiler) ortaya çıkarken, sürünün içindense bireyselliğini kazanmamış ama ‘Makyavel’in kurnaz tilki’sine benzeyenler (çobanlar, despotlar, tiranlar, diktatörler vs.) ortaya çıkmaktadır.

Buradan hareketle devlet ve derin devlet, emniyet güçleri ve illegal emniyet güçleri ayrımına gelebiliriz. Ortak aklın ürünü olan demokratik toplumlarda devletin rutin işlevleri ve bilinen bir görünümü vardır. Devlet bazı karanlık işlerini halletmek için yasal olmayan yollara başvursa dahi (işte derin devlet tam da budur!) er-geç bu işler ortaya çıkacaktır, gayri meşru yollara başvuranlar kanun önünde yargılanacaktır. Ama sürü halinde yaşayan anti-demokratik topluluklarda (toplum değil!) devlet hep illegal yollara başvurur ve bu yola başvuranların yaptıkları da yanlarına kar kalır; çünkü hesap soracak bir yasal güç (kanuni kuvvet) yoktur.

Uzlaşı zemini kavramı karşımıza çıkıyor. Uzlaşı zemini önemlidir. Despotlar, tiranlar, diktatörler uzlaşı zeminlerini sevmedikleri gibi, ortadan kaldırmak için de her şeyi yaparlar, her yola başvururlar. Yine Makyavalist bir deyişle: Uzlaşı zeminini ortadan kaldıran her şey mubahtır, ortadan kaldıran her kes kutsaldır. Saramago bunu görmemizi istiyor. Saramago’nun gözleriyle bakarsak bunu görürüz.

Tekrar uzlaşı zeminine dönersek, kim neden bu uzlaşı zeminini ortadan kaldırmak istiyor?

Bu uzlaşı zeminini ortadan kaldırmak kimin işine yarar?

Buradan hareketle emniyet güçlerine gelebiliriz. İşte aklın gücüne inanan bireylerden müteşekkil toplumlarda emniyet güçleri “kamusal düzeni” korumak, barış ve huzur ortamı sağlamak için varken, duygularının esiri olmuş, hamasetle yatıp kalkan sürülerde emniyet güçleri (derin devletin militarist unsurları, emniyet, istihbarat, narkotik, sibernetik, lojistik gibi) sürekli kaos ortamı yaratırlar, kaygılardan ve korkulardan beslenirler, insanları hep diken üstünde tutarlar. Bununla sürüye şu mesajı vermek isterler: Bize muhtaçsınız. Biz olmasak hemen birbirinizin boğazına sarılırsınız. Ki romanda %83 boş oy kullanan seçmeni hizaya getirmek için, devletin ve devletin emniyet güçlerinin kullandığı yöntem de bu oluyor.

Saramago’nun gözleriyle bakarsak bütün gerçekleri görürüz.

Önemli olan bu gerçekleri görecek gözlere sahip olmaktır.

Bu gözler dışarıdan nakille olmaz.

Bu gözler içeriden olacaklar, içeriden doğacaklar, içeriden mana ve güç alacaklar.

Bu gözler bireyin içindedir.

Bu gözler eleştirel düşünmeye, aklını kullanmaya, özgün ve özgür olmaya dayanırlar.

Bu gözlerde hiç sahtelik ve yapaylık ve ikirciklik yoktur.

Bu gözler olabildiğince doğaldır, içseldir, özneldir.

Bu gözler sürüyü terk etmeye cesaret edip, kurtlardan korkmayanlara aittir.

Eski çağlardan beri bu gözler var olagelmiştir ve var olacaklardır.

Sayıları çok az olsa da.

https://www.kitaphaber.com.tr/saramagonun-gozleriyle-gormek-k5177.html