Aşk ve Golf
Çocuk taşralıydı. Ailesi, istikbale faydalı olur düşüncesiyle Ankara’da bir liseye göndermişti onu. Oto tamircisi olan baba ise, düştüğü aşkın peşinden Almanya’ya gitmişti. Orada çalışıyor, ama geride bıraktıklarını da unutmuyor, para ve hediyeler gönderiyordu. 3-4 yıl böyle yaşandı.
Baba bir akşam sevdiği kadınla tartışıp, arkadaşlarıyla birlikte çok içki içti. Çok hızlı kullandığı otomobiliyle otoyolda korkunç bir kaza yaptı. Arkadaşlarından biri öldü, diğeri sakat kaldı. Babayı hapishaneye attılar, büyük bir tazminat ödemeye mahkûm ettiler ve “bir daha girmemek üzere” Almanya’dan çıkışını verdiler.
Çocuk liseyi bitirmek üzereyken, baba Türkiye’ye döndü, oğlunu görmek üzere Ankara’ya geldi. Artık beş parasızdı. Birkaç gün oğluyla birlikte kaldı. Güzel bir bahar günü, yaşadığı taşra şehrine gitmek üzere oğluyla birlikte evden çıktı.
Baba-oğul otogara doğru yürümeye başladılar.
Gençlik Parkı’nın içinden geçerken, ikisi de “mini golf” yazısını gördüler. Bakıştılar ve bakışlarıyla mini golf oynamayı bilmediklerini anlaştılar. Oynadılar. Çocuk bir ara kendini Antonioni’nin Blow Up filmindeki topuz tenis oynayan fotoğrafçıya benzettiyse de, bu, erken entelektüel bir duyumsama olmaktan öteye geçemedi.
Bilmeden başladılar, oyunu bilmeden bitirdiler.
(…)
Yıllar sonra çocuk askerliğini yapmaya gittiği Kıbrıs’ta yüksek rütbeli bir subayın “golf oynamayı bilir misin?” sorusuyla karşılaşınca, “evet” dedi “üstümüze yoktur.” Gece olunca da defterine şunları yazdı: “Aşk ve golf. Babam ve ben. İkimizin de bilmediğimiz oyunları oynamaktan üstümüze yoktur.”
Haydar Ergülen
(Adam Öykü Kasım-Aralık 1998 Sayı:19)