José Saramago

Bu Dünyadan ve Ötekinden – Gazete Yazıları – I başlığıyla çok yakında okurla buluşacak kitabımız Saramago’nun 1968-1969 yılları arasında A Capital gazetesinde yayınlanmış yazılarından oluşuyor. Bu kitap, okura Saramago’nun hayatın her alanına dair düşüncelerine daha yakından bakabilme imkânı sunuyor. Saramago severler ve onu daha yakından tanımak isteyenler için kaçırılmaması gereken bir kitap.

İmren Gökce’nin titiz çevirisiyle, Kırmızı Kedi etiketiyle yayımlanacak “Bu Dünyadan ve Ötekinden – Gazete Yazıları – I’den tadımlık bir metni okurlarımıza sunuyoruz.

                           Gittikçe Daha Yalnızız

Üç okurumdan özür dilemeye geldim. Bir zamanlar tam da bu köşede “Mars’a Bir Mavi” adını verdiğim bir yazı yazmıştım. Küçük bir ütopya, kısa bir hayal gücü egzersizi olmasının yanı sıra Dünya medeniyeti dediğimiz bu şeyi oluşturan harçlara yönlendirilmiş acı bir bakıştı. Meğer Bradbury’ye o muazzam Mars Yıllıkları için ilham olan, gizemli kanallara sahip Kızıl Gezegen de en az Ay kadar ölüymüş. Fotoğraflar öyle söylüyor: Oradaki kraterler bizim için çoraklık, ıssızlık ve terk edilmişlik ile eşanlamlı hale gelmiş. En azından orada biraz rüzgârın esip de gezegenin o kadar da yalnız kalmadığını umalım. Görünüşe göre yalnız olan biziz. Güneş sistemi artık büyük umutlar vaat etmiyor. Jüpiter yumuşak ve akışkan, insanın sert adımlarını taşıyacak yoğunluğu yok; Satürn’de sıcaklık eksi yüz elli derecelerde geziniyor, insan akciğerleri için hiç de tavsiye edilmeyen metan ve amonyak gazları var; Merkür’de, Güneş’e bakan tarafta kurşun her daim erimiş halde; Uranüs ve Neptün o kadar soğuk ki bildiğimiz gazlar ancak sıvı halde bulunabilir; Plüton içinse Güneş’e en yakın mesafesinin dört buçuk milyar kilometre olduğunu söylemek yeterli; Venüs’ten de umulacak pek bir şey yok gibi görünüyor; Mars ise en son hayal kırıklığı mız oldu. 162 Dolayısıyla, yalnızız. Güneş’in etrafında bir gezegenler tacı dönüyor ve bu tacın tek değerli taşı –zümrüdü, yakutu, elması– Dünya. Gerisi toz, ateş, buz girdabı. Ve yaşamın (yine tozla, biraz ateş ve yeterince buzla) mümkün olduğu burada, yol arkadaşımız olan gezegenleri çoraklığa, ıssızlığa ve terk edilmişliğe denk görme yolları icat etmekten daha iyisini yapamadık. Buna kendimizi öyle kaptırmış görünüyoruz ki Ay’ın ve şimdi de Mars’ın peyzaj tarzına uyarak devasa atom kuyuları açmamız artık imkânsız değil: Yer şekilleri biliminde yaygın bir kelime, krater. Bu mütevazı çukurumda (okur bağışlasın ama her şey çukur, kuyu ve kraterdir), hepimizin burada ne yaptığımızı yeni den düşünmesi gerektiğini düşünüyorum. Eğlenmemiz, plaja, şenliğe, futbola gitmemiz güzel, iki günlük dünya, arkadan gelen kapıyı kapatsın – fakat dünyaya ciddi, sert ve değerlendiren gözlerle bakmaya karar vermezsek, yaşayacak tek bir günümü zün kalması, kapıyı ölümün, karanlığın ve başarısızlığın sonsuz boşluğuna açmamız işten bile değil. Yalnız olduğumuzu kabul edelim. Umutsuzluğa kapılmadan kabul edelim bunu. Galaksinin bu tarafında, önemsiz bir güneş sisteminde, işte vatanımız duruyor. Burada üç milyar insan ve belki de onun dışında varlığını sürdüremeyecek olan diğer canlı uydular yaşıyor. Öyleyse yalnız olduğumuzu kabul edelim ve tam da bu noktadan yola çıkarak birbirimize eşlik ettiğimizi yeniden keşfedelim. Bize göre olmayan şeyi bulmak için bile olsa, çoğu zaman tek bir hayatın bu yolculuğu yapmaya yetmeyeceğine dair gerçekliğe boyun eğmek zorunda kalsak bile, ona ulaşmanın hırslı arzusuyla gözlerimizi yıldızlı gökyüzüne diktiğimizde – gözlerimizi gökyüzüne diktiğimizde, diyorum, ayaklarımızın, insan kaderinin (çözmek istediğimiz o gizemli düğüm) üzerinde gerçekleşmek zorunda olduğu Dünya’ya bastığını unutmayalım. Basit bir insanlık meselesi sebebiyle.
tr_TRTurkish