Hemingway casusmuş, duydunuz mu?
Ernest Hemingway’in hayatı, daha yaşarken bir efsaneye dönüşmüştü. İspanya İç Savaşı’nın cepheleri, Afrika safarileri, Paris barları, Küba açıklarında balık avları, boğa güreşleri, kadınlar, silahlar ve bitmek bilmeyen bir meydan okuma arzusu…
Bütün bu parçalar, kendisini yazdığı kahramanlara benzetmekten hoşlanan bir yazarın portresini meydana getirdi. Nicholas Reynolds, Yazar, Denizci, Asker, Casus’ta bu tanıdık görüntünün ötesine geçiyor; Hemingway’in edebiyat tarihine kazınmış yüzünün aksine, gizli servis dosyalarında, şifreli raporlarda ve istihbarat örgütlerinin karanlık koridorlarında beliren gölgesini izliyor.
Eski bir CIA tarihçisi olan Reynolds’ın çıkış noktası, Hemingway’in İkinci Dünya Savaşı sırasında Amerikan istihbaratıyla kurduğu ilişkinin izlerini araştırmak. Ne var ki arşivlerde karşısına çıkan belgeler, onu çok daha sarsıcı bir hikâyeye götürüyor. Sovyet istihbaratının kayıtlarına göre Hemingway, 1940 yılının sonlarında NKVD tarafından “ideolojik temelde çalışmak üzere” örgüte alınmış ve kendisine “Argo” kod adı verilmişti. Stalin’in Sovyetler Birliği’ni yönettiği, Molotov-Ribbentrop Paktı’nın hâlâ yürürlükte olduğu bir dönemde gerçekleşen bu temas, Hemingway biyografisinin en tartışmalı sayfalarından birini açıyor.
Reynolds, bu bilgiyi sansasyonel bir “ünlü yazar casus çıktı” hikâyesine indirgemiyor. Kitabın asıl gücü de burada ortaya çıkıyor. Yazar, Hemingway’in gerçek anlamda ne ölçüde casusluk yaptığını araştırırken daha zor ve daha ilginç bir sorunun peşine düşüyor: Bağımsızlığına düşkün, hiçbir siyasal öğretinin disiplinine tam olarak girmeyen Hemingway, Stalin’in istihbarat örgütüyle neden çalışmayı kabul etmişti?
Cevap, büyük ölçüde İspanya’da saklı. Hemingway açısından İspanya İç Savaşı, uzaktan izlenen tarihsel bir çatışmanın ötesinde, ahlaki bir kırılma anıydı. Faşizme karşı verilen mücadele onun gözünde siyasetin ötesine geçerek insan onurunu ilgilendiren bir savaşa dönüşmüştü. Cumhuriyetçi İspanya’nın yenilgisi, hayatı boyunca kapanmayacak bir yara bırakmıştı. Reynolds, Hemingway’in Sovyet istihbaratına yaklaşmasını komünizme duyduğu bağlılıktan çok, faşizme karşı savaşma arzusuyla açıklıyor.
Bu noktada Çanlar Kimin İçin Çalıyor, kitabın merkezindeki eserlerden biri hâline geliyor. Reynolds’ın anlatısında roman, İspanya deneyimlerinden doğmuş büyük bir edebiyat yapıtı olmanın yanında, Hemingway’in siyasal yanılgılarını, sadakat çatışmalarını ve tarihe müdahale etme tutkusunu da içinde taşıyor. Robert Jordan’ın köprü görevinde somutlaşan bireysel fedakârlık, yazarının dünyasında hayat ile edebiyat arasındaki sınırın ne kadar inceldiğini gösteriyor. Hemingway, yazmakla yetinmek istemiyor; tanıklık ettiği tarihin içine girmeyi, hatta akışını değiştirmeyi arzuluyordu.
Reynolds bu arzunun izini 1935’teki büyük kasırganın ardından Florida Keys’e uzanan yardım yolculuğundan İspanya cephelerine, Çin’deki temaslardan Küba’daki gizli faaliyetlere kadar sürüyor. Hemingway’in Havana’da kurduğu ve “Sahtekârlar Fabrikası” adını verdiği amatör karşı istihbarat ağı, onun gerçek tehlike ile hayal ettiği tehlikeyi nasıl birbirine karıştırdığını gösteren çarpıcı örneklerden biri. Nazi sempatizanlarını izlemek için örgütlediği bu çevre, bir yandan savaş zamanının sahici kaygılarına dayanırken öte yandan Hemingway’in kendisini giderek daha büyük bir tarihsel rolün içinde görmeye başladığını düşündürüyor.
Pilar adlı teknesiyle Küba açıklarında Alman denizaltılarını araması ise kitabın en sinematografik bölümleri arasında yer alıyor. El bombaları, silahlar ve Bask pelotası oyuncularıyla tasarlanan operasyon, Hemingway’in cesaretiyle gösteriş arzusunun, gerçekçilikle serüven düşkünlüğünün birbirinden ayrılamadığı bir dünya sunuyor.
Onun için savaş, insanın kim olduğunu kanıtladığı en sert sınavdı. Casusluk da savaşın görünmeyen, daha karmaşık ve daha kuşkulu bir biçimiydi.
Kitap ilerledikçe Hemingway’in hayatındaki temel gerilim de belirginleşiyor: Gerçeği yalınlaştırarak anlatan büyük bir yazar, siyasal gerçekliği okumakta aynı berraklığı gösteremiyor. İnsan davranışlarındaki korkuyu, cesareti ve ihaneti birkaç cümleyle görünür kılabilen biri, devletlerin ve istihbarat örgütlerinin kurduğu labirentte kolayca yolunu kaybedebiliyor.
Reynolds’ın ulaştığı Hemingway, ne profesyonel bir Sovyet ajanı ne de masum bir serüvenci… NKVD’ye yardım etme niyetini defalarca dile getiriyor, fakat örgüte kayda değer siyasal bilgi sunmuyor. Gizli servisin gözünde vaat ettiği potansiyeli hiçbir zaman tam olarak gerçekleştiremeyen, kararsız ve denetlenmesi güç bir kaynak olarak kalıyor.
Nicholas Reynolds’ın askeri tarih ve istihbarat alanındaki deneyimi, kitaba güçlü bir belge disiplini kazandırıyor. FBI, OSS ve NKVD kayıtları; özel mektuplar, arşiv belgeleri ve tanıklıklarla birlikte okunuyor. Buna rağmen anlatı, kuru bir dosya incelemesine dönüşmüyor. Reynolds, savaşın büyük siyasal haritasıyla Hemingway’in kişisel hayatı arasında sürekli geçiş yaparak tarihsel gerilimi canlı tutuyor. İspanya’dan Çin’e, Fransa’dan Havana’ya uzanan coğrafya, yazarın ruhsal haritasıyla birleşiyor.
Yine de kitabın en tartışmalı yanı, Hemingway’in gizli faaliyetleriyle 1961’deki intiharı arasında kurduğu bağda ortaya çıkıyor. Reynolds, yıllarca saklanan ilişkilerin, sadakat korkusunun ve Soğuk Savaş paranoyasının yazarın ruhsal çöküşünde önemli pay taşıdığını düşünüyor. Bu yorum etkileyici olsa da zaman zaman belgenin izin verdiği sınırları aşıyor. Hemingway’in ağır depresyonu, alkol bağımlılığı, fiziksel hastalıkları, hafıza kaybı, elektroşok tedavileri ve ailesindeki intihar geçmişi düşünüldüğünde, gizli servis bağlantısını trajedinin başlıca anahtarlarından biri hâline getirmek ihtiyatla karşılanmalı. Reynolds’ın sunduğu belgeler güçlü; bu belgelerden çıkardığı psikolojik sonuçlar ise tartışmaya daha açık.
Fakat bu itiraz kitabın önemini azaltmıyor. Tam tersine, Yazar, Denizci, Asker, Casus okuru hazır bir hükme ulaştırmak yerine Hemingway’i yeniden düşünmeye çağırıyor. Karşımıza kahramanlık heykeliyle suç dosyası arasında sıkışmış biri değil; cesareti kadar korkuları, sadakati kadar yanılgıları, politik sezgileri kadar büyük körlükleri bulunan karmaşık bir insan çıkıyor.
Erhan Yılmaz


