Frida Kahlo’nun Meksika Sınırındaki Otoportresinin Sembolizmini Çözmek
Amerika Birleşik Devletleri-Meksika sınır ilişkilerinde tarihi anlar yaşanırken, Frida Kahlo’nun Meksika ve Amerika Birleşik Devletleri Sınırındaki Otoportre tablosundaki sembolizmi çözümlüyoruz.
Adam Heardman, MutualArt
16 Ocak 2019
Meksika’nın Amerika’yla sınırı, mevcut Amerikan yönetimi için belirleyici bir rol oynuyor. Tarihin bu gergin anında Frida Kahlo’nun sınır çizgisinde durduğu ünlü otoportresi her zamankinden etkileyici bir anlam taşıyor. Biz de bu ikonik tablonun zengin sembolizmini tam zamanında mercek altına alıyoruz.
Meksikalı sanatçı Frida Kahlo, modern çağın sarsılmaz isimlerinden biridir. Özgün tarzı, Diego Rivera ile yaşadığı çalkantılı evliliği ve fiziksel acılar karşısındaki metanetiyle milyonların kalbini kazanmıştır. Kahlo, aynı zamanda modern sembolik kompozisyonun da ustasıdır. Tabloları, gerçeküstü denecek kadar yoğun bir özirdeleme içerir. Modern dönemin hiçbir ressamı bireysel benliğin karanlık ama ışıldayan mağaralarına böylesine inmemiş, 20. yüzyılın kırılgan bedenini bu kadar keskin bir şekilde anatomisine ayırmamıştır.
Yine de Kahlo, bu içsel enerjiyi parlak, sosyal ve karnavalı andıran bir paletle dışa yansıtır. Eşinin sosyalist duvar resimlerini besleyen devrimci siyasete tümüyle dahil olur. O, tutarsızlıkları yuva edinen bir sanatçıdır. Bu yüzden Meksika ve Amerika Birleşik Devletleri Sınırındaki Otoportre (1932) tablosu, sayısız otoportreleri arasında en açıklayıcısıdır.
Geçen hafta Amerika Birleşik Devletleri hükümetinin çalışmayı durdurma süresi tarihteki en uzun kapanmaydı. Başkan, tüm Meksika-ABD sınırı boyunca çekilecek duvar için bütçe bulmayı umuyor. Trump, Borges[1] distopyasına dönüştüren bir hamleyle haritadaki çizgiyi gerçeğe dönüştürmeyi amaçlıyor. Dolayısıyla Meksika’nın en sevilen sanatçısının, ülkesinin sesli yan komşusuyla olan huzursuz birliğini nasıl gördüğünü keşfetmek için bundan daha iyi bir zaman olamaz.
Otoportre
Frida Kahlo, kendini dışa yansıtmakta en az içgözlem yapmakta olduğu kadar yetenekliydi. Kendini sosyeteye yeni takdim edilecek genç bir kadının giysileriyle donatma tercihi büyük bir ironi taşır. Elindeki sigaraysa bu tavrına cesaret ve kararlılık katıyor.
Kahlo, kendini tam da sınıra denk gelen bir taşın üzerinde konumlandırır. Taşın üzerindeki yazıda şu okunur: “Carmen Rivera Portresini Yaptı, 1932”. Dini adı olan “Carmen”i ve eşinin soyadını, görgü ve nezaketin ironik bir sembolü olarak kullanır; böyle bir isim Kahlo’ya komik derecede “kibar” veya abartılı, neredeyse heykel gibi soğuk gelmiş olmalıdır. Tıpkı kaidenin üzerindeki duruşu gibi… Bu duruşu yalnızca ifadesindeki gururlu muzipliği yalanlar. André Breton bir keresinde, otoportrelerinde Frida Kahlo’nun “bir bombanın etrafındaki kurdele gibi” göründüğünü söylemiştir.
Kahlo, çok sevdiği Meksika’sının bayrağını tutmaktadır. Bayrak, tablonun soluna yani anavatanına yönelmiştir. Bu durum belki de doğduğu toprakların bereketine olan sadakatini simgeliyordur. Ancak bayrağın dalgalanmak yerine aşağı süzülmesine sebep olan onun duruşudur. Belki de 1931-1933 yılları arasında Diego Rivera’nın eşi rolünü oynarken ABD’ye yaptıkları seyahatler, Kahlo’nun Meksikalı köklerinden kopmuş hissetmesine neden olmuştur.
Meksika
Ve köklerin serpilip geliştiği toprak Meksika’dır. Tablonun sol tarafı, Kahlo’nun anavatanını karmaşık ve detaylandırılmış bir dille tasvir eder. Toprak, çiçek açan sebzelerden oluşan bir buket sunarken, Kolomb öncesi döneme ait bereket tanrıçaları ülkenin doğurganlığına tanıklık eder.
Ancak Kahlo’nun Meksika’sı, yaşam ve ölüm döngülerini simgeleyen çelişkili bir yerdir aynı zamanda. Día de Muertos (Ölüler Günü) festivalinin kafatası motifi yerde yatmaktadır. Alevler saçan güneş ile yalnız ay birbirine yaklaşırken bu çatışmadan şimşekler çakar.
Kolomb öncesi tapınak göz alıcıdır ancak yarı yarıya yıkılmıştır; bu belki de tablonun tamamlandığı yıl Meksika’nın antik mimarisinin büyük bölümünü tahrip eden Jalisco depremlerine bir göndermedir.
Yer boyunca uzanan ve sanki Kahlo’nun bedeninden çıkıyormuş gibi görünen fay hattı, depremlerin gerçekten de ressamın zihnini meşgul ettiğini düşündürür. Bu çatlak, kendi bölünmüş benliğinin bir simgesidir: yıkıcı bir sarsılmayla birbirine sürtünen iki tektonik plaka fikri, Diego ile olan ilişkisine mükemmel bir bağlantı kurdurur (özellikle de Meksika fay hattında karşılaşan iki kıtasal plakadan birinin Rivera Plakası olarak adlandırıldığı düşünülürse).
Tabloda Meksika yarı gölgede, yarı ışıktadır. Karmaşık ve verimlidir. Ve kesinlikle Kahlo’nun yuvasıdır.
Amerika Birleşik Devletleri
Meksika doğal güçlerin hüküm sürdüğü bir yer olarak resmedilirken, Amerika yapaylığın dünyası olarak gösterilir. Burada da aydınlık ve karanlık vardır ancak elektrik ve sanayi bulutlarıyla… Tapınakların yerini gökdelenler, pagan bereket tanrıçalarının yerini Henry Ford’un otomobil fabrikasının gürültüyle tüten eril kuleleri, çiçeklerin yeriniyse elektronik megafonlar, ampuller ve vantilatörler almıştır.
Köklerin Birleşimi
Sınırın altında, elektrik kablolarının siyah şeritleri Meksika sebzelerinin doğal kökleriyle karşılaşır ve birbirine dolanır. Kahlo, kocasının duvar resimlerinde övgüyle bahsettiği Amerikan sanayileşmesinin Meksika’nın zengin topraklarını zehirlediğini mi düşünmektedir? Yoksa Amerika’nın maddi gelişimi için Meksika iş gücüne ve Meksika’nın bereketine muhtaç olduğunu mu?
Belki de bu, huzursuz bir birleşimin göstergesidir. Taş duvarın altında, bu iki ülke aynı topraktan beslenir ve kökleri, aralarındaki sınıra rağmen yerin altında birleşir.
Çeviren: Yaren Şahin
[1] Jorge Luis Borges’in “Bilimde Kesinlik Üzerine” adlı öyküsüne atıftır, bu öyküde devletlerin çizdiği harita ve sınır kuralları insanın önüne geçer. İnsanlar çizgiye göre göç etmek ya da ölmek zorunda kalır. (ç.n.)
Yazının orijinali:
https://www.mutualart.com/Article/Decoding-the-Symbolism-of-Frida-Kahlo-s-/1FCE5DB7B2121A16





