Modern Arap Edebiyatı deyince akla ilk gelen yazarlardan biri olan Necib Mahfuz, 1988 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’nü alınca tüm dünyaya adını duyurdu. Nobel ödülünü almasını izleyen günlerde el-Ehrâm gazetesinde yayınlanan bu yazı, aynı yıl Yeni Düşün Dergisi’nin Kasım sayısında da Türk okura sunuldu. Dünyanın en önemli yazarlarından birinin belki de en büyük heyecanını hissedebileceğiniz bu yazıyı sizlere sunuyoruz.

Necip Mahfuz’un Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazanmasının ardından, yazarla röportaj için yarışan gazeteler arasında, ona en çabuk ulaşanlardan biri de Mısır’da Arapça olarak yayımlanan el-Ehrâm gazetesiydi. el-Ehrâm’ın muhabirlerinden Mustafa Abdulganiyy, konuya ilişkin haber duyulur duyulmaz, Necib Mahfuz’la kısa bir söyleşi yaptı. 14 Ekim 1988 tarihli el-Ehrâm’da yayımlanan bu röportajın çevirisini yayınlıyoruz:

Sayın Necib Mahfuz, Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazandığınızı öğrendiğiniz an neler hissettiniz? Bize anlatır mısınız?

Müthiş bir andı benim için. Aday gösterildiğimden bile haberim yoktu. Hatta bunu öğrendiğim ilk anda, bir an için de olsa “işletildiğimi” düşündüm. Çünkü ödüle aday gösterildiğimi bile bilmiyordum. Beni kim aday gösterdi acaba? Bunu ben de merak ediyorum doğrusu… Birkaç yıl önce de, Nobel Ödülü’ne aday gösterildiğime ilişkin bir söylenti çıkmıştı basında. Hatta o zamanlar, bu haberin ne denli doğru olabileceğini rahmetli Tevfik el-Hakim’e sormuştum. Bana, “Mısır Büyükelçiliği, Nobel Komitesi’ne iletilmek üzere senden herhangi bir belge ya da malumat istedi mi?” dedi. “Hayır” dedim. “Öyleyse” dedi, “aday gösterilmemişsindir.”

Şu anda, ödülü kazanmamdan ötürü bir yandan müthiş bir sevinç duyuyorum. Öte yandan, hayata gözlerini yummuş olan üstatlarımızı hatırlayınca da üzülmeden edemiyorum. Taha Hüseyin, el-Akkâd, Tevfik el-Hakim gibi üstatlarımız bu ödüle benden çok daha layık kimselerdi. Ama bu şans meselesi galiba. Ödülün bana verilmesinin sanırım siyasi bir anlamı yok. Ödülün gerekçesini henüz okumuş değilim. Beni kim aday gösterdi? Bunun arkasında kim var? Bilemiyorum. Bildiğim tek şey, “şanslı biriyim!”

Sizce ödül, hangi kitaplarınızdan dolayı verilmiş olabilir?

Beni ödüle layık gören komite, sanırım, Fransızca’ya en son çevrilen çalışmamı yani, “üçleme”yi esas almıştır. Gerçi, Zukâk el-Midakk (Midak Sokağı), el-Liss ve el-Kilâb (“Hırsız ve Köpekler”), Beyne el-Kasrayn (“İki Saray Arasında”), Kasr el-Şevk (“Özlem Sarayı”)… Bunların tümü, Fransızca’ya çevrilmiş durumda… Ama sanırım, özellikle diğer dillere de çevrilmiş olan çalışmalarımın en önemlisi, sözünü ettiğim “üçleme”dir. Bu çalışmam Çince ve Japonca’ya da çevrildi…

Biliyor musunuz, ödüle sevinmemin bir nedeni de bunun, Arap edebiyatına saygınlık kazandırması ve de benden sonraki genç kuşaklara bir umut, bir hırs kaynağı oluşturmasıdır.

Bu dedikleriniz, alçakgönüllülük olmuyor mu biraz?

(Gülerek) Niye alçakgönüllülük olsun ki? Ödülü almışım madem…

Yalnız, alçakgönüllülüğün, gururun zirvesi olduğu söylenir…

Yok. O kadar da değil. Biliyor musun, hiç tanımadığım kişilerden mektuplar geldi. Bana, Nobel’e aday gösterildiğimi söylüyorlardı. Buna şaşırıyordum. Çünkü böyle bir şey varsa bana haber verilirdi herhalde? Fransız doğubilimci Michelle, bir keresinde, mutlaka Nobel Ödülü’ne aday gösterilmemin gerekli olduğundan söz etmişti. Her neyse, ödülün bana verildiği söylendiği an, önce, “bu, nisan palavrası olmalı” dedim. Sonra birden ekimde olduğumuzu anımsayınca “belki de ekim palavrası” dedim.

Ödülün bana verileceği aklımdan bile geçmiyordu. Benim için gerçekten büyük bir ödül bu… (Mahfuz, bir süre sustuktan sonra, anlatmaya devam ediyor) Haberi öğrenince, gözlerimin önüne, Tevfik el-Hakîm geldi birden. Ağladım. Demek ki bir şans meselesiydi bu. Bu dünyadan Tevfik el-Hakîm gibi biri göçüp gidiyor, ardından ödül alacağını aklından bile geçirmeyen biri geliyor ve ödülün sahibi oluyor. Ama olaya genelde bakarsak, madem ki ödülü ben aldım, tüm üstatlarım almış demektir.

Ödülü almak için İsveç’e gidecek misiniz? Hayır. Sağlık durumumdan kaynaklanan kimi zorunluluklar nedeniyle, İsveç’e gidemeyeceğim. Ödülü aldım, kabul ettim. Ama oraya kadar gitmeyi düşünmüyorum.

Ödül olarak alacağınız parayı ne yapacaksınız? Bu konuyu, hanımıma danışacağım.

Sizi ödüle layık gören İsveç’teki ödül komitesi üyelerine bir mesajınız var mı? Her birine teşekkürler. Arap edebiyatını hatırladıkları için, ödülü hak eden sadece ben olmadığım halde beni seçtikleri için çok sağolsunlar.

Peki, Alfred Nobel için ne diyeceksiniz? Oturup, ruhuna fatiha okuyacağım. (Kahkahalar)…

Çeviren: Lütfullah Bender

*YENİ DÜŞÜN DERGİSİ KASIM 1988-56

tr_TRTurkish