Sahilden Ötesi’nde ne var?

Bir sahil düşünün: ışığın suya değdiği, her şeyin yüzeyde parladığı bir yer. Ve sonra o sahilin ötesini… Görünmeyeni, bastırılanı, dile getirilmeyeni. Ali Sefünç’ün kaleme aldığı Sahilden Ötesi, tam da bu eşikte kuruluyor; görünen ile saklı olan, gündelik hayat ile onun altındaki çatlaklar arasında gidip gelen bir anlatı olarak…

Sefünç, romanını büyük olayların değil, küçük kırılmaların üzerine inşa ediyor. Kahvaltı masasında başlayan bir tartışma, görünürde bir evliliğin, derinlerde ise bir hayatın yorgunluğunu taşıyor. Gülizar’ın sesinde emeğin görünmezliği, sıkışmışlık ve süreklilik arz eden bir hayatta kalma mücadelesi tınlıyor. Mustafa’nın sessizliği ise edilgen bir karakter özelliğinden çok, tükenmişliğin dili gibi okunuyor.  Roman ilerledikçe, bu dar alan genişliyor; taşra ile kıyı, emek ile haz, zorunluluk ile seçme özgürlüğü arasındaki gerilim belirginleşiyor.

Roman boyunca Sefünç’ün anlatımı ise dikkat çekici bir sadelik taşır. Cümleler gösterişsizdir ama keskindir; ayrıntılar ise neredeyse sezgisel bir doğrulukla yerini bulur. Bir sineğin vızıltısı, bir bahçedeki dağınıklık, bir sabahın ağırlığı… Tüm bu küçük detaylar, romanın esas yükünü taşır. Çünkü Sahilden Ötesi, büyük sözler söylemek yerine, küçük anların içindeki kırılmayı görünür kılar.

Bu kırılma, en çok da sınıf meselesinde belirginleşir. Gülizar’ın emeği ile Giray’ın tüketimi arasındaki mesafe, yalnızca ekonomik bir fark değildir; iki ayrı zamanın, iki ayrı hayat ritminin çatışmasıdır. Biri süreklilikle ayakta kalmaya çalışırken, diğeri süreksizlik içinde kendini var eder. Bu yüzden roman, görünürde sakin akan bir anlatının içinde, derin bir eşitsizlik hissi üretir.

Ve belki de en önemlisi: Sahilden Ötesi, okuru yüzeyin aldatıcılığıyla baş başa bırakır. Çünkü sahil her zaman güzel görünür; ama ötesi, çoğu zaman karanlıktır. Bu roman, tam da o karanlığa bakmayı önerir.

Son sayfa kapandığında geriye büyük olaylar değil, küçük ama sarsıcı duygular kalır: bir huzursuzluk, bir eksiklik hissi, bir şeylerin yerli yerine oturmadığına dair inatçı bir düşünce…

Çünkü Sahilden Ötesi, anlatmaktan çok sezdiren, göstermekten çok hissettiren bir roman. Ve tam da bu yüzden, okurunu kolay bırakmayan metinlerden biri.

Gül Turna

tr_TRTurkish