Yalçın Küçük
Marksizmde Politik Bir Mızrak: Yalçın Küçük

“Yalçın Küçük’ü karakterize eden şey nedir?” diye sorsalar herhalde yanıtımız şu olur: Cumhuriyet ve Sosyalizm.

Doğrularının yanı sıra çelişkileri ve yanlışları da dâhil olmak üzere Yalçın Küçük, ne yaptıysa Cumhuriyet ve Sosyalizm için yapmıştır. Bunu söylememizin nedeni açık. Eğer kalkış noktamızı ve durduğumuz yeri, ele aldığımız olgunun ya da kişinin sınıfsal ve ideolojik karakterinden yola çıkarak, nesnel bir şekilde belirlemezsek ciddi yanılgılara düşeriz. Yanılgının bir yüzü kör düşmanlık olduğu kadar diğer yüzü irite edici hayranlık olabilir. İrite edici hayranlığın çocuksuluğunu şimdilik mazur görerek kör düşmanlığa bakalım: Kör düşmanlık, Yalçın Küçük’ün kaybından sonra bekçi Atatürkçülüğünden (devrimci Atatürkçülüğün karşıtı olarak) dinci gericiliğe, ırkçı milliyetçilikten liberal özgürlükçülüğe kadar çeşitli kesimlerde tezahür etti. Peki bu beş benzemezi aynı noktada birleştiren etken ne idi? Doğrudan söyleyelim: Büyük burjuvazinin Cumhuriyete ve Sosyalizme duyduğu kin! Kin derken alelade duygusal bir taşkınlık hâlinden bahsetmiyoruz, ideolojik yükü ağır bir siyasal karşıtlığa vurgu yapıyor ve bu siyasal karşıtlığın birikmiş bir öfke halinde patlak verdiğini söylüyoruz. Elbette belli temsilciler üzerinden ve eşyanın tabiatına uygun biçimlerde… 

Biliyorsunuz hem dünyada hem de ülkemizde ideolojik ve politik mücadeleler semboller üzerinden yürür. Karşıdevrim, gerici sembollerin ve sembolleşmiş kişilerin ideolojik olarak temsil ettiği deli gömleğini topluma zorla giydirmek istemekle kalmaz, aynı zamanda devrimci olanla da var gücüyle savaşır. Çünkü karşıdevrim de bir devrimdir! Savaşır dedik, tıpkı devrimlerin yaptığı gibi savaşır… Eğer böyle olmasaydı ilk büyük devrimimiz olan Fransız İhtilali’nin devrimcileri, isimlerini Louis yerine Brutus ve Spartaküs olarak değiştirirler miydi? Hatta iskambil kâğıtlarındaki papaz, dam ve valenin yerini özgürlük, eşitlik ve kardeşlik alır mıydı? İdeolojinin politikaya dönüştüğü, politikada ise ideolojinin tam anlamıyla görünür hale geldiği ve ikisinin birbiriyle kaynaştığı yer tam da bu hesaplaşma dönemleridir. Sadece devrimci kriz anlarında değil, sistemin iyi kötü yolunda gittiği bazı dönemlerde de bir halk hareketi veya büyük bir insanın ölümü, tıpkı karanlık gecede bir şimşeğin çakması gibi ortalığı aydınlatır ve herkesin toplumsal rolü görünür hale gelir. 

Yalçın Küçük, Türkiye sosyalist hareketinin sınırlarını aşmış ve ulusallaşmış bir aydındır. O kadar ulusal hale gelmiştir ki sosyalistlerin ünlü “tek başına bile kalsan bir parti gibi hareket etmelisin” ilkesinin vücut bulmuş hali gibidir. Bu tespit, kuşkusuz örgütsüzlüğe bir övgü değil, nam-ı diğer “Hoca”nın gerçeğinin veciz bir yansımasıdır. O, örgütsüz kaldığı dönemlerde bir devrimci olarak tek başına hareket etmesini bilmiş, taraf olmuş ve kendi izleyicilerini ve öğrencilerini yaratmış, sadece tarih, ideoloji, iktisat üzerine yazmakla yetinmemiştir. Yalçın Küçük, bütün bunların yanı sıra yazdıklarını yaptıklarıyla politikleştirmiştir. Bu bakımdan Yalçın Küçük, son zamanlarda birçok sosyalist arkadaşımın haklı olarak vurguladığı ama zaman zaman abarttığı “sınıftan kaçış” eleştirisinin, sınıfa kaçış tuzağına dönüşmesine düşmemiştir. Bir tuzaktır çünkü sosyalistlere politik mücadeleyi seçme konformizmini ve öznelliğini aşılar. Yalçın Küçük gibi sosyalistlerin yaptığı ise bunun tersidir: Toplumsal hareket nereden gelişecekse oraya odaklanılmalı, etkin olunmalı ve politik davranılmalıdır. Bunun hatalı, yanlış ve zaaflı yanları yok mu? Elbette var ancak bu başka bir yazının konusu… 

İşte, tam da ideolojinin politikleştiği ve bunların ikisinin birbiriyle hemhal olduğu yerdeyiz; ustalık ve irade ister. Her türlü korkuya ve tek başınalığa rağmen politik bir sosyalist olarak davranmak da ayrı bir cesaret işidir ve Küçük bu cesareti gösteren belli başlı sosyalist aydınlarımızdandır. Adeta bir mızrak gibidir: Konuşması, coşkusu ve tutkusuyla deler geçer. Bu nedenle karşıdevrim ve onun çeşitli fraksiyonları için bir tehdittir, çünkü bir silahtır. Onlara yöneltilmiştir ve bedenen ölmüş olması, hâlâ bir tehdit olarak görülmesi nedeniyle, Cumhuriyet ve Sosyalizm mücadelesinde ölmüş olduğunu değil güçlenerek yaşadığını gösterir. Bu nedenle karşıdevrim tarafından karalanmalıdır.

Yalçın Küçük’e saldırılmasının bir diğer nedeni ve politik karakterinin göstergelerinden biri de sosyalistler içinde bile zaman zaman aşırı tavırlar almasıdır. İstanbul’u yeniden yıkıp yapmaktan bahsetmiş, Marx’ı Komünist Partisi Manifestosu’nda kapitalizme fazla anlam yüklemek ve övmekle eleştirmiş, Sovyetler Birliği’nde kapitalizmdeki bölüşüm yasasının geçerli olduğunu söyleyerek temel bir zaafın altını çizmiş, sosyalizmi çoğaltmanın Amerikan diktasıyla savaşmak olduğunu belirtmiştir. Ona göre aydınlarımızın en önemli zaafı anarşist damarlarının olmamasıdır; yani yıkıcı ve reddedici değildirler. Saydığımız bu birkaç başlık Küçük’ün köktenciliğini betimler. 

Bütün bu tutkusu ve radikalizmi politik olmaya doğru, hayatı değiştirmeye doğru akar. Başına geçirdiği kalpak, işte o devrimci politik davranışın tarihten bugüne süzülen ve miras alınarak aşılmaya çalışılan sembolüdür; artık Yalçın Küçük’ün kendisi de sembolleşmiştir. Doğruları, yanlışları ve çelişkileriyle her zaman bir mızrak olarak kalarak…

Emrah Maraşo

tr_TRTurkish