D. H. Lawrence

Modern İngiliz edebiyatının en sarsıcı ve özgün seslerinden D. H. Lawrence’ın doğa, beden ve varoluş üzerine kurduğu şiir evrenini bir araya getiren “Kuşlar, Hayvanlar ve Çiçekler”, Aytek Sever’in özenli çevirisiyle sonbaharda Kırmızı Kedi Yayınevi etiketiyle yayımlanacak. Lawrence’ın en özel şiirlerinden olan ve kitabımızda yer alacak Devrimci’yi siz değerli okurlarımızla paylaşıyoruz.

                                Devrimci

Bakın şunlara, duruşları nasıl da otoriter,
Soluk benizliler.
Sanki bir etkisi olabilirmiş gibi hâlâ.

Soluk benizli otorite
Karyatidler1,
Kaskatı duran beyaz tunç payandalar, çökmesin diye gökler.

Nasıl bir iştir göğü öylece tutmak.
Zavallı idealist alınları bulutlu semanın saçaklığına
Çıplak sütun başlıkları2.

Gökler çökünce onlar da çökecekler
Muazzam bir yıkımla aniden yerle bir olarak.

Ah, keşke hemen çöküverse o yüce, süper-Gotik gökkubbe,
Hasret duyduğumuz ve kavuşmaya can attığımız sema.

Ne hasret duyuyorum ne de can atıyorum ben,
zira kör bir Şimşon’um3.
Günışığı benim için nedir ki göklere doğru bakayım?
El yordamıyla geziniyorum aranızda, soluk benizliler, karyatidler,
arş-ı âlânın kubbesini tutan bir payanda ormanındaymış gibi,
Ki hapishanemdir o benim,
Ve insanın tüm o ululuk payandaları, kaskatı olmuşlar,
sorumluluklarının ağırlığıyla metal gibi donup kalmışlar,
Çarpa çarpa gidiyorum onlara.
Engeller4, ıstırap verenler.

Bu ideal uygarlığı ayakta tutmaya devam etmek
Eziyetli5 olmalı: Metal gibi katılaşırsan başka tabii,
o zaman kaskatı durmak hareket etmekten daha kolaydır.

O yüzden elleyip çekeliyorum onları, her birini, elimi bellerine sarıp,
İnsan payandalarını.
Daha güçlü değiller benden, kör Şimşon’dan.
Ev sallanıyor.

Yıkıldığında nasıl da memnun olacağım.
Öyle usandım ki onların Sonsuzunun sınırlarından.
Öyle tiksindim ki Ruhun yapmacıklıklarından.
Öyle bezdim ki o soluk benizli saygınlıktan.

Kör değil miyim dönüp duran değirmende?
O halde ne diye korkayım soluk benizlerinden?
Yahut ne diye seveyim suni kutsal ışıklarının parıltısını?
Faziletlerinin şaşaasını?

Tüm çehreler esmerdir bana,
Tüm dudaklar gölgeli, tınıları perde perde6.

Size kalsın dudaklarınız, ah, soluk benizliler!
Metal şeritler onlar,
Otomatik bir makinedeki delikler, siz mahsuplaşma sütunları7.

Gümbür gümbür akın eder dünya bana harikulâde,
Yoluma çıkıverir ben önünü sonunu düşünmeden.
İnsanların ayak sesleri kısık, yumuşak bir gümbürtüyle
yankılanır bana tekinsiz ve sevimli,
Yoluma çıkıverir.

Ama sizin ayak sesleriniz öyle değil, soluk benizliler!
Birleşik olmayan hareketli metal parçalarının
Çıkardığı takırtı onlar.

İnsanlar hissedilebilirdir8 bana, karanlıkta görünmez yakınlıklardır,
Manyetik ikaz titreşimleri, kapkaranlık davet çarpıntıları yayarlar.

Oysa siz, soluk benizliler,
Izdıraplısınız, katılıktan başka hiçbir şey yaymayan
pürüzlü payandalarsınız,
Ve kımıldamak istesem dürtüyorum sizi, çünkü her yerdesiniz
ve körüm ben,
Bakışsızım onca görselliğinizin arasında,
Siz bön bön bakan Karyatidler.

Bakın bakalım alaşağı etmeyecek miyim sizi, yüce görüşlerinizi
Ve bir çatının altında dimdik duran
o hantal doğrularınızı ve yanlışlarınızı,
O belirlenmiş semanızı,
Tek bir darbeyle.

Bakalım yerle bir olmayacak mı gökkubbeniz!
Benim kafam neyse ki yeterince kalın, dayanabilir o yıkıma.

Bakalım karanlık ve çıplak, uçsuz bucaksız bir göğün altında
gezmeyecek miyim
Dünyanız harap olduğunda, yıkık semanızın altında.
Karyatidler, soluk benizliler,
Bakalım karanlığın her şeye egemen efendisi olmayacak mıyım
Ölmeden evvel.

Floransa
  1. Mimari bir yapının (ör. Parthenon) saçaklığını destekleyen kadın heykeli biçiminde sütunlar. Vitruvius’a göre karyatidler, Pers işgali (MÖ 480) sırasında karşı tarafı destekledikleri için ağır çalışma cezasına mahkûm edilen Karya kadınlarını temsil eder. Öte yandan Karya kadınlarının başlarında ceviz ve sazların bulunduğu sepetlerle yaptıkları ayin dansları Artemis tapıncında da önemli yer tutardı. ↩︎
  2. İtalyan Sosyalistleri ve Faşistleri arasındaki çatışmaların şiddetlendiği bir dönemde (1920) Floransa’da yazılan şiirin esin kaynağı, Francesco Pazzi’nin Santa Croce Kilisesi’ndeki anıt mezarı olabilir. Bu örnekte karyatidlerin başında sepet yoktur ve destekledikleri ağırlıktan (Kutsal Aile’yi içeren sema) dolayı boyunları bükülmüştür. ↩︎
  3. Eski Ahit’te hikâyesi anlatılan son “hâkim” Şimşon (Samson), insanüstü gücüyle Filistliler’e karşı büyük üstünlük kurar. Delila’nın ihanetiyle gücünün kaynağı olan saçları kesilip gözleri kör edilir ve tutsak alınarak değirmen taşına koşulur. Fakat daha sonra saçları uzamaya başladıkça gücünü geri kazanır ve kör olduğu halde Filistler’in tapınağını elleriyle çökertir, kendisi ölürken düşmanlarını da topluca ortadan kaldırmış olur. Lawrence Şimşon’un körlüğünü öne çıkararak “Meyveler” bölümündeki dokunsallık, işitsellik, kokusallık, tensellik, sezgisellik vurgusunu sürdürüyor. ↩︎
  4. Kutsal Kitap’ın çeşitli yerlerinde (ör. Levililer 19:14, Matta 21:44, 1. Petrus 2: 6-8) “engel,” “kaya,” “sürçme taşı” anlamında kullanılan stumbling-block (Yun.: skandalon). ↩︎
  5. “Çarmıha gerilmekten farksız” (excruciating). Şair, Hıristiyan zihin yapısını “başaşağı çeviriyor,” “alaşağı ediyor,” “tersine doğru yönlendiriyor” (revolution > The Revolutionary). ↩︎
  6. Bu dizelerde ve devamında özellikle “Benliğimin Şarkısı”nı (Song of Myself) hatırlatan Whitmanvari bir söyleyiş göze çarpıyor. ↩︎
  7. Şair “ödünler vererek uzlaşma” anlamına gelen bir ifade kullansa da muhasebede mizan defterlerinde mahsuplaştırılan borç ve alacak sütunlarını kastediyor (columns of give-and-take). ↩︎
  8. Ya da “elle tutulabilir” (palpable). ↩︎
tr_TRTurkish