Vladimir Jankélévitch

Jankélévitch, bir dokunuş

40. ölüm yıldönümü vesilesiyle hazırlanmış (youtube’dan da izlenebilen), Vladimir Jankélévitch belgeseli, biriki kitabından kısıtlı ölçüde tanıştığım müzik âşığı filozof hakkında biraz daha bilgi sahibi kıldı beni, ama asıl, kalıcı olmuş bir tavrı üzerinde zihnimde doğan itirazı dile getirmek istedim.

Jankélévitch, kendi deyişiyle “gestaponun bir hatası” olarak hayatta kalabilmiş Yahudi aydını olarak savaş dönemini Toulouse’da geçirmiş, gizlenerek. Shoah gerçeğini öğrendiğinde Alman kültürüyle bütün ilişkisini kesmiş: Derin müzik tutkusuna karşın Bach’a da Wagner’e de kapanmış, felsefeci olmasına karşın Kant’ı ya da Hegel’i, hattâ Nietzsche hakkında yazdıkları için Deleuze’ü ve Derrida’yı kitaplığından püskürtmüş, ne Goethe’yi Hölderlin’i okumuş bir daha, ne Brecht’i ya da Benjamin’i.

Bu köktenciden köktenci tutum alışı anlamam olanaksız, ama saygı duymak durumundayım: Bağışlanabilir-olan hakkında düşünce üretmiş bir filozofun neresinden bakılsa hakkıdır bu keskin duruş.

Gelgelelim, Jankélévitch köşesine çekilmiş yaşayan bir düşünür değildi: Marksizme, Egzistansiyalizme, Strüktüralizme karşıçıkmış olduğu için ‘reaksiyoner’ damgası yemiş bir üniversite hocası olarak 33 yıl ders vermişti. Kendi payıma, kanlı ve soykırımcı Alman faşizmi nedeniyle bütün bir kültür geçmişini yoksayma yolunu tutan bir öğretmenin düpedüz zararlı bir eğitim felsefesiyle, öğrencilerine bir bakıma düşmanlık güdüsü aşıladığı görüşündeyim.

Buna karşılık, görüşümle çelişen bir veriyi de eklemeliyim: Belgeselde, öğrencilerinin (ki aralarında Pascal Bruckner de vardı) Jankélévitch’i yere göğe sığdıramadıklarına ilişkin tanıklıkları ciddi yer tutuyordu, belirtmeliyim.

Kitaplarını bağlamıyor bu yaklaşımım. Özgün ve değerli ürünler olabilirler şüphesiz. Hem Ölüm’den, hem Ölümü Düşünmek mi?’den nektar devşirdim. Ayrıca, belgeseldeki hareketli görüntüler çekici bir portreyi canlandırıyordu izleyende.

Gene de : İtirazım baki.

Enis Batur

tr_TRTurkish