Güney Kafkasya’daki Türk Komünistleri ve Enver Paşa
Tanınmış yazar ve fikir adamı Şevket Süreyya Aydemir (1897-1976), II. Meşrutiyet döneminde Türk milliyetçiliğinin adeta fideliği olarak niteleyebileceğimiz Darü’l-Mullimin Mektebi’nde (Öğretmen Okulu) öğrenciyken Turancılık ideolojisini benimsemişti. Birinci Dünya Savaşı’nın son yılında Güney Kafkasya’yı işgal eden Osmanlı ordusunda yedek subay olarak yer aldığını ve bu fırsattan yararlanarak köy köy dolaşıp Turancılık propagandası yaptığını Suyu Arayan Adam adlı otobiyografisinde anlatır. Ancak, Turan ülkesi olarak gördüğü o toprakları Mondros Bırakışması’ndan sonra İstanbul’dan alınan emir üzerine terk etmek zorunda kalır. Anadolu’ya dönerken gözleri yaşlıdır, ama eline geçen ilk fırsatta oralara döneceğine dair kendi kendine söz verir. Bir yıl kadar sonra sözünü tutacak ve bağımsızlığını yeni kazanmış olan Azerbaycan’a 1919 sonbaharında giden gönüllü Türk öğretmenler kafilesine katılacaktır.
Şevket Süreyya Bey’in Azerbaycan’da büyük bir şevkle atıldığı Turancılık kariyeri çok uzun sürmez. Azerbaycanlılar Turancılık ideolojisine pek sıcak bakmıyorlardır. Ayrıca, otobiyografisinde söylediği gibi, Turancılığın kendisi de pek sağlam bir ideoloji değildir. Ne doğru dürüst bir kuramı vardır, ne de günlük yaşamda kullanılabilecek zengin bir kitaplığı. Ama Şevket Süreyya Bey’in Turancılıktan uzaklaşmasındaki asıl önemli neden, Bolşevik Devrimi’yle tanışmasıdır. Komünizm, kendi nesline mensup birçok genç gibi, onu da antiemperyalist boyutuyla kendine çekmiştir. Azerbaycan’ın Kızıl Ordu’nun denetimine geçtiği Nisan 1920’den itibaren komünist yönetimde görev almış, yaşadığı bölgeyi Komintern’in (Komünist Enternasyonal) aynı yılın Eylül ayında Bakü’de düzenlediği Birinci Doğu Halkları Kurultayı’nda temsil etmiş, 1921 ilkbaharında da Türkiye Komünist Fırkası’na (TKF) üye olmuştur. 1922 yazında, daha önce Güney Kafkasya’da tanıştığı ve TKF’de birlikte çalıştığı Ahmet Cevat Emre, Nazım Hikmet Ran ve Vâlâ Nureddin Vâ-Nû’yla birlikte Moskova’ya okumaya gitmiş, 1923 sonlarında da İstanbul’a dönmüştür. Burada İstanbul Komünist Grubu adıyla bilinen çevreye katılmış, 1925’in Şubat ayında kurulan Türkiye Komünist Partisi’nde önemli görevler üstlenmiş, ama 1927’de sözkonusu partiden ayrılıp Ankara’ya gitmiş ve Maarif Vekâleti’nde çalışmaya başlamıştır.
Şevket Süreyya Bey, geçliğinin önemli bir bölümünü kaplayan ve heyecan ve tehlikelerle dolu olan komünistlik evresini 1959 yılı gibi netameli bir dönemde yayımladığı otobiyografisinde gizlememiştir. Hem Güney Kafkasya, hem Moskova, hem de İstanbul’daki komünistlik hayatını, çok ayrıntıya girmese de, açık açık anlatma cesaretini göstermiştir. Ancak, otobiyografisinde ilginç bir özellik vardır. Okumak için Moskova’ya gidiş tarihini “1921” olarak verir. Bu kitapta Moskova’da çekildiği söylenen bir fotoğrafının altında da “1921-1924” tarihleri vardır. 1932-1935 yıllarında bir grup arkadaşıyla Ankara’da çıkardığı Kadro dergisinin Nisan 1932 tarihli 4. sayısında yayımlanan “Benerji kendini niçin öldürdü?” başlıklı polemik yazısında da Şevket Süreyya Bey, Nazım Hikmet’le 1921 Eylülünde Batum’da tanışmış olmasına karşın 1920’de tanıştıklarını yazar ve 1921 yazında Moskova’da birlikte bulunduklarını ekler. Şevket Süreyya Bey, bu yanlış bilgileri 1921 Eylülünde Batum’da olduğunun anlaşılmaması için vermiştir, zira o Eylül ayında Enver Paşa’nın Anadolu’ya girme çabalarına katkıda bulunduğunun bilinmesini istememiştir.
Nitekim Şevket Süreyya Bey, yaşlılığında, Türkiye solunun ilk büyük tarihçisi Mete Tunçay’a Sakarya muharebeleri sırasında gizlice Türkiye’ye girdiğini ve Karadeniz dağlarında gözetleme yaptığını kendi söylemiştir. Elimizde bu itirafın somut bir de kanıtı var, zira Batum’a döndükten iki ay kadar sonra, o sıralarda artık Bakü’den Batum’a taşınmış olan, TKF’nin yayın organı Yeni dünya gazetesinde, “Anadolu’da ne gördüm?” başlıklı bir yazısı yayımlanır. Elimizde Şevket Süreyya Bey’in kaleminden çıkma ve değindiğimiz gözetleme görevine zamanlama ve nitelik açılarından çok uyan birkaç satır daha var. Bilindiği gibi Enver Paşa ve önde gelen İttihatçılardan Dr. Nazım Bey, Sakarya muharebeleri sırasında gizlice Batum’a gelmişler ve daha önce kurmuş oldukları Halk Şuralar Fırkası’nın kongresini toplamışlardır. Söz konusu kongrede fırkanın adının İttihat ve Terakki Cemiyeti olarak değiştirilmesi ve Cemiyet’in Anadolu’daki direniş hareketinin önderliğini üstlenmesi kararları alınacaktı. Bu iki İttihatçı önderin Batum’a gelişlerini Şevket Süreyya Bey, Makedonya’dan Orta Asya’ya Enver Paşa kitabında şöyle anlatır:
[Enver Paşa ve Doktor Nâzım Bey’in] yanında bir refakat memuru vardır ama, o da onları, yalnız bir gün bir evde barındırdıktan sonra, Batum tren istasyonunda bir kenara çekilen 1030 numaralı vagona emanet eder. Ortadan kaybolur. Daha doğrusu, gizli gözetlemesine başlar.
Enver Paşa’yla Dr. Nâzım Bey’in Moskova’dan Batum’a yaptıkları gizli yolculuğun bu son aşamasında kendilerine refakat eden esrarengiz kişinin Şevket Süreyya Bey olduğu kesin gibidir.
Öyle gözüküyor ki, Gürcistan Komünist Partisi (GKP) ile Mustafa Suphi’yle arkadaşlarının öldürülmelerinden sonra TKF’den arda kalanların oluşturduğu ve o sıralarda GKP ile ilişkide bulunan TKF Teşkilât Bürosu, Enver Paşa’nın Anadolu’ya geçmesine yardım etme kararı almışlardır. Dolayısıyla Şevket Süreyya Bey’in girişimi eski bir Turancının serdengeçtiliği değil, parti planının uygulamaya konmasıdır. Zaten Şevket Süreyya Bey de Mete Tunçay’a anlattığı Anadolu macerasında kendisinden “partizan” olarak söz etmiştir. Elimizde bulunan bazı veriler, söz konusu Anadolu macerasının TKF Teşkilât Bürosu’nun bilgisi dahilinde gerçekleşmiş olduğunu kesinliyor. Nitekim Şevket Süreyya’nın biyografisini yazan Halil İbrahim Göktürk’e göre kendisi de TKF üyesi olan Ahmet Cevat Emre, bu gizli Anadolu seferinin yapılacağından haberdardı ve Şevket Süreyya Bey’i bundan vazgeçirmeye çalışmıştı. Ayrıca Komintern arşivinde bulunan TKF’ye ilişkin 20 Ekim 1921 tarihli bir belgede, “Şevket Aydemir yoldaş işini çabuk tamam edemediğinden çok kalmıştır” tarzında bir kayıt mevcuttur.
Şevket Süreyya Bey açısından macera olarak nitelediğimiz bu girişimin kökeninde TKF Teşkilât Bürosu kadar GKP’nin de bulunduğu açıktır. Nitekim Enver Paşa başkanlığında Batum’da yapılan Halk Şuralar Fırkası Kongresi’ne Komintern Doğu Seksiyonu üyesi olan, daha sonra da Sovyetler Birliği’nin Ankara Büyükelçiliği’nde Komintern temsilcisi olarak çalışan Golman ile arka arkaya Ankara’da elçilik görevi yapmış olan Bolşevik diplomatları Mdivani kardeşlerden biri de katılmıştır. Öte yandan, bu desteğin Moskova’da da duyulduğunu ve hiç hoş karşılanmadığını da biliyoruz. Nitekim, TBMM Hükümeti ile Rusya Sovyetleri Federatif Sosyalist Cumhuriyeti (RSFSC) arasında imzalanan 16 Mart 1921 tarihli Moskova Antlaşması’nın 8. maddesini ihlal eden bu girişimin Ankara’da da duyulduğu ve RSFSC Dışişleri Halk Komiserliği’ne Ankara’daki büyükelçilik vasıtasıyla bildirildiği de anlaşılıyor:
Enver, Batum’da kendine duyulan güveni sarstı. Biz, onun Moskova’ya dönmesi için telgraf çektik. Bu sırada Tiflis’e geçti; ve yalnız sizin “bir bir üç beş” şifreli telgrafınızdan öğrendim ki, orada Kemal’e karşı sözüm ona güvensizlik konusu görüşülmüştür. Tiflisli yoldaşlar bize sadece dediler ki, o dönemde Kemal’e karşı sağdan bir baskı söz konusu olmuş ve kendisinin İstanbullularca devrilmesi beklentisi varmış. Bu sebepten dolayı onlar, Enver’in Türkiye’ye girmesini uygun görmüşler.
Ayrıca, olayın hemen arkasından GKP Genel Sekreteri Grigol Orconikidze’nin Moskova’ya çağrıldığı, büyük olasılıkla da azarlandığı anlaşılıyor, zira 24 Ekim 1921 tarihli bir belgede, “Orconikidze geldi. Görüştüğüm neticesi aşağıdadır. Moskova’daki münazaa halledilmiştir” cümleleri bulunuyor. Ancak, Enver Paşa’nın son kertede Anadolu’ya geçememiş olması nedeniyle olayın üstü çabucak örtülmüş ve girişimi daha başlangıcında eleştiren Ahmet Cevat Emre, Teşkilât Bürosu’na dahil edilmiş, daha sonra ise TKF Teşkilât Bürosu toptan lağvedilerek Türk komünistleri GKP’ye katılmışlardır.
Söz konusu ettiğimiz bu ilginç girişim, Enver Paşa’nın yukarıda değindiğimiz Birinci Doğu Halkları Kurultayı’na katılması üzerine Bakü’de bulunan Türk komünistlerinin çok sert tepki göstermiş olmaları nedeniyle şaşırtıcı görülebilir. Ancak, Kurultay’dan o yana bir yıl geçmiştir ve Enver Paşa’nın Bolşevik yetkilileriyle arası hâlâ iyi olduğu gibi, 1921’in Eylül ayı başlarında Ankara’nın Yunan ordusunun ilerleyişi karşısında tutunup tutunamayacağı belli olmadığından, Anadolu hareketinin başına geçme olasılığı vardır. Üstelik, Enver Paşa’nın gene yukarıda değindiğimiz Halk Şuralar Fırkası için hazırlamış olduğu program, Mustafa Kemal Paşa’nın Ankara Hükümeti’nin uygulamalarından çok daha soldadır ve iktidara geldiği takdirde Anadolu’daki ulusal devrimci hareket doğal olarak Komintern’in desteğini daha çok hak edecektir. Ayrıca Türk komünistlerinin bu koşullarda TKF’nin Anadolu’da meşru bir biçimde örgütlenebileceğini ummaları da çok gerçek dışı bir beklenti olmasa gerektir. Öte yandan, o dönemde Gürcistan’da bulunan TKF Teşkilât Bürosu’nun Mustafa Kemal Paşa ve yönetimine diş bilediği de gözden kaçırılmamalıdır, zira Büro mensupları Mustafa Suphi ve arkadaşlarının öldürülmesiyle TKF’ye vurulan ağır darbeden Ankara’yı sorumlu tutuyorlardı. Nitekim Komintern’in Üçüncü Kongresi’nde Türkiye adına 12 Temmuz 1921’de konuşan Süleyman Nuri’nin sözlerinde bu konuya ilişkin hiçbir tereddüt görülmez: “Başlarında Mustafa Suphi Yoldaş olmak üzere ölen yoldaşlarımız ve hapsedilen birçok yoldaşımız, Kemal’in komünistlere karşı acımasız bir savaş yürüttüğünün ispatıdır”.
Şevket Süreyya Bey’in bu işbirliği sürecinden ve süreçteki etkinliğinden otobiyografisinde söz etmemesi, sonuç olarak anlaşılır bir şeydir. Ne de olsa başarısı Mustafa Kemal Paşa’nın Sakarya’da yenilmesine bağlı olan biri için çalıştığını yazmak, epey cesaret isterdi. Üstelik, Suyu Arayan Adam’ın ilk yayımlandığı dönemde Enver Paşa, çağdaş Türkiye tarihçiliğinin çoğunlukla lanetleyerek anımsadığı bir kişilikti. İşte Şevket Süreyya Bey, Eylül 1921’de Batum’da olduğunu bu nedenlerle saklamış, ancak yıllar sonra, Yön dergisine verdiği bir söyleşide Nâzım Hikmet’le Batum’da 1921 Eylül sonlarında tanıştığını söylemiştir. Çok daha sonra yazdığı Enver Paşa biyografisinde ise durum farklıdır. Bu kitapta Şevket Süreyya Bey, otobiyografisinde söylediklerinde bir iki düzeltme yapmış ve ek birkaç bilgi vermiştir. Ancak, Enver Paşa’nın Batum’a geliş öyküsünü anlatırken yukarıda gördüğümüz ve çözülmek isteyen muammalı cümlelerle yetinmiştir. Bu saklama çabası ya da suskunluğun akla yatkın ikinci bir nedeni daha olabilir, zira Makedonya’dan Orta Asya’ya Enver Paşa kitabı, Şevket Süreyya Bey’in Nazım Hikmet’le 1921 Eylülünde tanıştığını söylemesinden üç yıl sonra yayımlanmıştır. Bu nedeni de, Şevket Süreyya Bey’in olumsuz bir tarihsel karakter özelliğini 1970’lerde de taşıyan Enver Paşa’yla işbirliği yaptığını söylemeyerek, TKF Teşkilât Bürosu’nu Mustafa Kemal Paşa’ya karşı çalışmakla lekelemekten sakınması olarak özetleyebiliriz.
Ahmet Kuyaş
