Resimler Okumak – Sanata Baktığımızda Düşündüklerimiz
Alberto Manguel
Çeviren: Armağan Ekici
Ekim, 2021
Alberto Manguel’den Resme Bakma Rehberi

Türk okurların daha çok okuma kültürü üzerine olan kitaplarından tanıdığı Alberto Manguel, Kırmızı Kedi Yayınevi’nden çıkan Resimleri Okumak ile bu kez bizi sessiz imgelerin dilini çözmeye davet ediyor. Sanatı, uzmanların tekelinden alıp sıradan izleyicinin merakına teslim eden bu kitap, bir sanat tarihi dersinden ziyade, bakmakla görmek arasındaki o ince eşiği aşma rehberi.

“Eğer resimlere bakmak okumakla eşdeğerse, derim, okumanın müthiş düzeyde yaratıcı bir formu bu; sadece kelimeleri seslere, sesleri anlamlara dönüştürmemiz gereken bir okuma değil, imgeleri anlamlara, anlamları hikâyelere dönüştürmemiz gereken bir okuma.”

Alberto Manguel, çev: Armağan Ekici, Resimleri Okumak, (s. 179)

Alberto Manguel denince akla gelen ilk imge; Buenos Aires’te bir kitabevinde, henüz on yedi yaşındayken yolu Jorge Luis Borges ile kesişen ve görme yetisini yitirmiş bu büyük yazara evinde yüksek sesle kitap okumaya başlayan o genç adamdır. Bu sahne, yalnızca bir usta ile ona sesini ödünç veren genç bir okur arasındaki bağa değil, Manguel’in bütün hayatını belirleyecek bir okuma yazgısına da işaret eder.

Hayatı boyunca kelimelerin, kütüphanelerin ve okuma eyleminin peşinden koşan Manguel, Türkiye’deki okurların da yakından tanıdığı bir isimdir. Okumanın Tarihi[1] ile okumanın kadim serüvenini aydınlatmış, Okuma Günlüğü[2] ile bireysel okur deneyiminin izini sürmüş, Kütüphanemi Toplarken[3] ile her kitapseverin belleğinde yer eden o hüzünlü taşınma ritüeline ayna tutmuştur.

Kırmızı Kedi Yayınevi’nin “Hayat Bilgisi” dizisinden çıkan Resimleri Okumak’ta ise bu kez bizi alışık olduğumuz satırların arasından çıkarır; sözcüklerden değil imgelerden oluşan bir dünyanın kapısını aralar. Manguel bu yaklaşımını daha kitabın başında açıkça ortaya koyar: “Resimleri okumak için, herhangi bir sanat kuramının değil, sadece merakımın rehberliğinde hareket ettim.” (s. 10)

Manguel, Resimleri Okumak – Sanata Baktığımızda Düşündüklerimiz’de resimleri estetik nesneler olarak değil, okunması gereken derinlikli metinler ve hikâyeler olarak ele alır. Bunu bir sanat tarihçisi gibi değil, kendi ifadesiyle “sıradan izleyici”nin merakı üzerinden yapar. Kelimelerle kurduğu güçlü bağa rağmen, imgelerin de en az metinler kadar anlatı potansiyeli taşıdığına inanır: “Kelimeleri okumayı onca sevsem de, resimleri okumayı da seviyorum; her türlü sanat eserine açıkça ya da gizlice örülmüş hikâyeleri bulmaktan keyif alıyorum.” (s. 9)

Kitapta resim ile metin arasındaki temel farklardan biri, anlatının zaman içinde akması, imgenin ise mekânda sabitlenmiş gibi görünmesidir. Ancak bu sabitlik yanıltıcıdır. Manguel’e göre resimleri okumak, durağan bir yüzeye bakmak değil; o yüzeyi anlamlar ve hikâyelerle yeniden harekete geçirmektir.

Van Gogh’un tekneleri: Sanatla ilk temas

Manguel yolculuğuna Vincent van Gogh’un Saintes-Maries Kumsalındaki Balıkçı Tekneleri (1888) tablosuyla başlar. Bu tercih, kanonik öncelikler ya da sanat tarihi hiyerarşisinden çok, sanatla kurulan ilişkinin kişisel ve doğrudan bir deneyim olarak başlamasına işaret eder. Kitabın tamamında savunacağı üzere, imgelerle kurulan bağ çoğu zaman bilgiden önce gelir. Her fırça darbesi, izleyiciyi edilgin bir seyirci olmaktan çıkarıp, kendi anlatısını kurmaya davet eden bir işaret gibidir.

Vincent van Gogh, Saintes-Maries Kumsalındaki Balıkçı Tekneleri, 1888.

Bu noktada Manguel, sanat eserinin tek ve mutlak bir yoruma indirgenmesine itiraz eder. Çünkü ona göre her okuma, eserin anlam katmanlarına yeni bir halka ekler: “Hikâyeyi bugün okurken, resme pek çok sayıda, ressamının haberdar olmasının mümkün olmadığı ilginç ayrıntıyı ekliyoruz; kendimizse, tabii ki, bu hikâyeyi gelecekte okuyanların hangi bölümleri ekleyeceğini bilemeyiz” (s. 86)

Resme bakmak sabır ve dikkat gerektirir

Resimleri Okumak, sanat tarihine bir “giriş” kitabı olmaktan ziyade, sanatla kurulan kişisel ve entelektüel diyaloğun dökümüdür. Sanat eserinin karşısında dilsiz kalmama hakkını okura iade eder. Uzmanların otoritesi yerine sezgiyi, ezberlenmiş bilgilerin yerine merakı koyar. Bir tabloya bakmanın, bir roman okumak kadar sabır ve dikkat gerektirdiğini hatırlatır.

En önemlisi, imgelerin bizde uyandırdığı çağrışımların tesadüfi olmadığını, her birinin belleğimizden, korkularımızdan ya da umutlarımızdan beslendiğini gösterir. Böylece okuru pasif bir seyirci olmaktan çıkarıp anlatının ortağı hâline getirir.

Ona göre bizler çoğu zaman kendimizi dünyayı yöneten, değiştiren ve sürekli harekete geçen öznelermiş gibi düşünürüz; oysa Manguel, Samkhya’nın Hindu felsefesine gönderme yaparak, insanın konumunu ebedî bir imgeler gösterisinin izleyicisi olarak yeniden düşünmeye çağırır. Dünya, sabit anlamlardan oluşan bir vitrin değil, bakışımızla her seferinde yeniden kurulan görsel bir anlatıdır.

Resimleri Okumak, yalnızca sanatı anlamak için değil, kendimizi imgeler aracılığıyla sınamak için okunması gereken bir kitap. Tıpkı Borges’e sesini veren o genç adam gibi, Manguel de şimdi kendi sesini ve yöntemini biz okurlara ödünç veriyor; ta ki her birimiz bir tablonun önünde kendi hikâyemizi bulana, o sessiz imgelerin içine kendi sesimizi ekleyene dek…

Fatma İrem Erol


[1] Alberto Manguel, çev: Füsun Elioğlu, syf: 424, 2001, YKY.

[2] Alberto Manguel, çev: Mehmet H. Doğan, syf: 208, 2007, YKY.

[3] Alberto Manguel, çev: Yeşim Seber, syf: 128, 2020, YKY.

tr_TRTurkish