Yeni Bir Anayasa Ama Nasıl?
Mümtaz Soysal Sempozyumları – “Yeni Anayasa” Dayatması Üzerine Tartışmalar, Türkiye’de uzun süredir sürdürülen anayasa tartışmalarına soğukkanlı bir şekilde bakan bir değerlendirme olmakla birlikte bizzat bu tartışmanın içinden konuşan, onu tarihsel, siyasal ve ideolojik bağlamı içinde çözen bir müdahale metni olarak okurla buluştu. Kitap, “yeni anayasa” söyleminin teknik bir hukuk reformu tartışması olmadığını, aksine Cumhuriyet’in kurucu ilkeleriyle hesaplaşmayı hedefleyen bütünlüklü bir rejim projesinin parçası olduğunu açık biçimde ortaya koyuyor.
Bu yönüyle eser, güncel siyasal dilin sıkça başvurduğu “sivil anayasa”, “tarihi fırsat”, “toplumsal mutabakat” gibi kavramların ardındaki gerçek niyeti teşhir ediyor: Laikliğin tasfiyesi, kuvvetler ayrılığının ortadan kaldırılması, yurttaşın siyasal özne olmaktan çıkarılması ve sermaye egemenliğinin anayasal güvenceye kavuşturulması. Kitap, bu süreci bir “yenilik” ya da “demokratikleşme” olarak değil, açık bir karşı-devrim olarak adlandırır ve nedenleriyle birlikte tartışıyor.
Sempozyumun ve kitabın Mümtaz Soysal adına düzenlenmiş olması doğrudan siyasal ve düşünsel bir konumlanış olarak okunabilir. 1961 Anayasası’nın hazırlanmasında etkin rol alan Soysal, anayasa kavramını iktidarın kendine alan açtığı bir “üst norm” olarak değil, toplumu otoriter eğilimlere karşı koruyan, kamusal denetime açık, dinamik bir özgürlük belgesi olarak kavramsallaştırmıştı. Ona göre anayasa, kapalı kapılar ardında değil; toplumsal iradenin doğrudan katılımıyla şekillenen kurucu bir süreçti.
Kitap boyunca, Soysal’ın bu anlayışı ile bugün dayatılan anayasa fikri arasındaki uçurum ısrarla vurgulanır. Bugünün “yeni anayasa” tartışmaları; toplumun dışlandığı, muhalefetin baskılandığı, yargının yürütmenin inisiyatifine teslim edildiği, basının susturulduğu bir siyasal iklimde yürütülmektedir. Bu koşullar altında yapılan her anayasa girişimi, Soysal’ın tarif ettiği anlamda kurucu olmak yerine mevcut iktidar ilişkilerini kalıcılaştırmayı hedefleyen tahkim edici bir metin olmaya mahkûmdur.
Kitabın merkezinde yer alan en kritik başlıklardan biri laiklik olarak öne çıkıyor. Burada laiklik, yalnızca din ve devlet işlerinin ayrılması olarak değil; yurttaşlığın, eşitliğin, özgür düşüncenin ve kamusal alanın önkoşulu olarak ele alınır. Metinler, laikliğin sistematik biçimde aşındırılmasının, anayasal düzenin çözülmesiyle nasıl iç içe geçtiğini gösterir. Laikliğin tasfiyesi, bu kitapta açıkça, yeni rejimin ideolojik omurgası olarak tanımlanır.
Bu bağlamda kitap, “ilk dört madde” tartışmalarını da dar bir hukuk tekniği meselesi olmaktan çıkarır. İlk dört maddenin hedef alınması, Cumhuriyet’in kurucu felsefesinin –laiklik, ulus egemenliği, hukuk devleti ve yurttaşlık– tasfiyesini amaçlayan daha geniş bir siyasal stratejinin parçası olarak ele alınır. Bu strateji, yalnızca devlet biçimini değil, toplumsal yaşamın bütününü dönüştürmeyi hedeflemektedir.
Kitap, anayasa meselesini ekonomi politikten ayırmayan güçlü bir perspektife sahip. Cumhuriyet dönemi anayasaları, sermaye birikim rejimleriyle, sınıfsal dengelerle ve uluslararası güç ilişkileriyle birlikte okunur. 2010 ve 2017 referandumları, hukuksal kırılma anları olmasının yanısıra neoliberal ve otoriter bir devlet biçiminin inşasında kritik eşikler olarak değerlendirilir. Bu çerçevede anayasa, sınıflar üstü bir metin değil; açıkça bir toplumsal mücadele alanı olarak ele alınır.
Bilsay Kuruç’tan İzzeddin Önder’e, Korkut Kanadoğlu’ndan Cemil Ozansü’ye uzanan katkılar, kitabı salt akademik bir sempozyum kitabı olmaktan çıkarır. Bu metinler, güncel siyasal karanlığa karşı kolektif bir düşünsel direniş hattı kurar. Hukuk, siyaset bilimi, iktisat ve tarih disiplinleri, ortak bir soruda buluşur: Bu koşullarda anayasa yapılabilir mi?
Kitabın verdiği yanıt nettir: Hayır. Ve bu “hayır”, yalnızca bir itiraz değil; tarihsel bir sorumluluğun ifadesidir.
Mümtaz Soysal Sempozyumları – “Yeni Anayasa” Dayatması Üzerine Tartışmalar, bugünün Türkiye’sinde anayasa tartışmalarını anlamak isteyenler için değil Cumhuriyet’in laik, eşitlikçi ve özgürlükçü bir gelecek tahayyülünü savunmak isteyen herkes için yazılmış bir kitap olarak dikkat çekiyor.
A. Mert Özsoy

