Yeni çıkan, tekrar basımı yapılan, gözden ırak kalmış, hak ettiği ilgiyi görememiş, okurun dikkatini çekmek istediğimiz kitaplardan bir seçki…
Ayfer Tunç
Can Yayınları
Kasım, 2025
440 sayfa
Aile Sırları, bellek ve kadınlık…
“Unutma yetisini kaybetmenin siyah mermerden yapılmış kaskatı bir levha haline getirdiği hayatım bundan otuz küsur yıl önce altüst oldu. Bir gece sabaha karşı bir saatte annemin uyurgezer olduğunu fark ettim. Ama hayatım annem uyurgezer olduğu için değil, annemin uyur halde gezerken bana söylediği şey yüzünden altüst oldu. Annem o gece benliğime öyle bir darbe indirdi ki, bir daha yaşadığım hiçbir şeyi unutamadım.Annemin annesinden nefret etmesi gibi, ben de annemden nefret mi ediyorum, bu yüzden mi E.’den kopamıyorum, bağımsız bir Şehnaz olamıyorum diye kendime soruyordum. Cevaplarından korktuğum sorulardı bunlar.”
Ayfer Tunç’un Annemin Uyurgezer Geceleri adlı romanı Can Yayınları tarafından yayımlandı. Annesinin uyurgezerliği bilinçdışının labirentlerinde kaybolduğu sanılan aile sırlarını açığa çıkarırken buna tanık olan Şehnaz’ın belleği unutma yetisini kaybeder. Öğrendiği sırlar sadece aile sırları değildir, Osmanlı’dan günümüze uzanan toplumsal ve trajik bir kadınlık durumudur. Ekonomi profesörü Şehnaz kadınların yüzyıllardır süren yok-hayatlarını sorgularken erkeklerin hayattan erken çekildiği kadıncıl ailesinin var olma sürecini bir akademisyen gözüyle ele alır. Kişisel muhasebesini yaparken toplumsal normlara uymayan otuz yıllık aşkının zehirli yanlarıyla yüzleşir, bu sırada aklında bir başka kadın, büyük aşkı E.’nin karısı Eyşan vardır. Annemin Uyurgezer Geceleri, bireysel geçmişle toplumsal tarihin iç içe geçtiği kadınlık, hafıza ve aidiyet konularını sorgulayan bir roman

Everest Yayınları
Kasım, 20025
408 sayfa
Osmanlı Dörtlüsü’nün son kitabı
Yıl 1915. Conkbayırı görkemli bir zafere hazırlanıyor. Herkes aynı soruyu soruyor birbirine: “Çanakkale’den haber var mı?” Toplumun bir hikâyesi olduğu gibi, yazgısı değişen her bireyin de yazılmaya değer bir hikâyesi var o günlerde…
Ahmet Altan, O Yıl ’da, imparatorluğun her köşesinde ayrı bir ateşin yandığı günleri, çatışan fikirler, söylenemeyen cümleler, tutulamayan sözler üzerinden anlatıyor. Bir yanda iki kardeşin farklı uçlara savrulma hikâyesi, diğer yanda Türk subayı Ragıp ile sürgüne yollanan Ermeni hemşire Efronya’nın emirler, yollar, tren vagonları tarafından engellenen aşkı…
“Ölüleriyle konuşan” Osman’a, anlatılanları hem dinleme hem aktarma görevinin verildiği romanda, o çalkantılı dönemde yaşayanların zihnine girilerek çoksesli bir atmosfer yaratılıyor, tarihin girdaplı sayfaları bir kez de kurmaca evrende açılıyor. Gerçekleri ölüler biliyordu. Osman buna inanıyordu. “Hayatı ölülerden öğreneceksin… Yaşayanlar hayat hakkında bir şey bilmiyor çünkü,” demişti bir keresinde Efronya. Kapısına ailesinin hizmetkârlarından birinin bıraktığı konserveleri yiyerek, dedesinden kalan eski usul entarisiyle odalardan odalara dolaşarak yaşadığı bu ıssız konakta yalnızca ölüleriyle konuşuyordu. Hayattan, canlılardan, bugünden vazgeçmiş, daima ileriye gitmek zorunda olduğu söylenen zamanın hoyrat zorbalığından kurtulmuştu, istediği her şeyi görebildiği, bütün sırları çözebildiği geçmişin içinde zamana hükmederek dolaşıyordu.

Hakan Bıçakcı
İletişim Yayınları
200 sayfa
Kasım 2025
Çoğunlukla tuhaf yeni öyküler
“Aylardan Efsane Kasım, günlerden Şahane Cuma’ydı. Fakat manasızca renkli reklam panolarındaki bu hesaplı coşkuya kapılan yok gibiydi. Metronun içi cenaze evini andırıyordu. Birbirinden koyu montlu, birbirinden mutsuz suratlı, birbirinden eğri duruşlu bir yığın insan farklı boşluklara dalıp gitmişti.”
Dikkate alınmaması gereken alarmlar, ilaçlanması gereken böcekler, düzeltilmesi gereken yamuk zeminler, bir sabah uyandığında manzarası değişenler, yorumlanamayan rüyalar, biriken çöpler, önemli toplantılar, önemsiz kanamalar, asit yağmurları, akvaryumlar, kafesler, daireler ve betonla kuşatılmış şehrin sanki hem içinde hem de dışında soluk alan hayvanlar…
Hakan Bıçakcı’dan Geçici Manzara. Çoğunlukla tuhaf, şimdilik yeni öyküler.
Haydar Ergülen
Kırmızı Kedi Yayınları
Kasım, 2005
152 sayfa
Canım Gül’üm Anneme
Annemize bahçeden dünkü aşklardık daha
yaz gelişler olurdu baygın güneşleriyle
bir güle doğru akşam sokulurdu yuvaya
yeşil yapraktan nefes taze sözcük koşardık
bir babaydı kapıda bahçeyi açan zaman
günlerin dağılışı suyu çekilen mevsim
yaralı bir kuş olup düşüverdi yelkovan
nerede düşbaz kiraz çılgın erik nerede
akrebin kısalttığı bir rüyaymış görmedik
kafdağından simurgla şehrazat binbir gece
gittiğimizden daha uzun gamı dönüşün
akşamlar uyağında erimeye gelmişler
sanki mum gibi sönen birer birer kardeşler
kardeşlerim güneşler ey aylar ve yıldızlar
ülker, zühre, asuman, açık ve genç gülüşler
gece ve gündüz yolunu gözlediğim o düşler
gölgede bir salıncak şiirde sallanacak
araba saman dolu göğümüz samanyolu
iki gözüm haziran sular aydınlanacak
karahindibalar mı birlikte çocuk olduk
yıllar sonra birbirimizi hikayelerde bulduk
bir gül ki bir bahçeye hem güneş olur hem ay
nazlı olmayan bir gül varsa annemdir benim
öyle cömert bir gül ki bahçeden daha derin

Mircea Cartarescu
Çeviren: Hüseyin Tüzün
Holden Kitap
Kasım, 20025
440 sayfa
Hafıza ve büyünün düşsel romanı
İsmi sıklıkla Nobel Edebiyat Ödülü’yle birlikte anılan Romen yazar Mircea Cărtărescu, Nostalji’de okura sıra dışı bir edebi deneyim yaşatıyor. Öykü, roman, anı gibi türler arasında zorlanmadan geziniyor. Kaskatı gerçekliğin içindeki absürtlüğü, garipliği, fanteziyi bulup çıkarıyor.
Hafıza ve büyünün düşsel bir romanı olan Nostalji, Komünist Bükreş’in karanlık dünyasını tuhaf büyülerle dolu bir yere dönüştürüyor. Rus ruletinde kurşunların sayısını sürekli artıran bir adam, arabasının kornasını müzik aletine çeviren bir mimar, düşle gerçeği karıştıran bir kız ve mahalleye yeni taşınan gizemli bir çocuk. Hepsinin üzerinde Cărtărescu’nun belli belirsiz gölgesi. Kâğıt hışırtıları. Daktilo tıkırtıları. Gece yarısı yumruklanan kapının yarattığı tedirginlik.
Cărtărescu’nun romanı gerçeklikle sembolizmi, zaman ve miti başarıyla harmanlıyor.

Ayşegül Devecioğlu
Metis Kitap
Kasım, 2025
200 sayfa
Eski düğümler çözülüyor
“Hava yavaş yavaş kararıyor, dev viyadük sadece sitenin değil bütün dünyanın üstüne düşen tehditkâr bir gölgeye dönüşüyordu. Durumu sessizce sineye çekip salonda göz gezdirdi. Akşam için büyük planları yoktu. Bir şeyler atıştırıp kitap okuyacak, televizyondan uzak duracak ve hayatından bir gün daha kayıp gidecekti, aslında çoktan gitmişti bile. İç sıkıntısıyla kalkıp, Natali’nin önünden ayrılmadığı pencereden dışarı baktı. Siyah ve koyu yeşil gölgeler, küçük taşların döşendiği yollardan geçerek, kapılarını sımsıkı kapatacakları evlerine giden insanların üstüne düşüyordu. Sona ermekte olan günden öte gelecek yokmuş gibi tedirginlik vardı adımlarında. Aslında kısmen doğruydu, çünkü ülkede kimse yarın ne olacağını bilmiyordu.”
Ayşegül Devecioğlu’nun ilk polisiyesi Kuma Daireler Çizen’in kahramanı, eski düğümleri çözmeye çalışırken bir taraftan da yeni düğümler atmaya devam ediyor.

Bernardo Zannoni
Çeviren: Hande Kınacı
Timaş Yayınları
Ekim, 2025
256 sayfa
İçgüdü, irade ve Tanrı: Archy’nin hikâyesi
Benim Aptal Niyetlerim, Archy adında bir kaya sansarının otobiyografik romanı adeta. Yoksulluk içinde doğan ve bir kaza sonucu sakat kalan Archy, annesi tarafından köle olarak tefeci tilki Solomon’a satılır.
Archy’nin hayatı, Solomon’un yönlendirmesiyle zamanı, okuma yazmayı, ölümün gerçeğini öğrenmesi ve Tanrı’yla hesaplaşması sayesinde değişse de içgüdülerinin yönlendirdiği bir varoluşun özlemini çeker. Archy “gerçek bir hayvan” olmayı arzulamaktadır. Öğrendiklerini unutmasının bir yolu yoksa yazmak çare olacak mıdır?..
İtalyan yazar Bernardo Zannoni’nin romanı, hayvanların konuştuğu ve yuvalarını gözettikleri, ancak hayatta kalma mücadelesinden asla kurtulamadıkları vahşi dünyanın hikâyesi. Albert Camus’nün Yabancısı ve Collodi’nin Pinokyosuyla benzer temalarla ilerleyen bir roman.

Bir Güncel Sanat Manifestosu
Vid Simoniti
Çeviren: Akın Emre Pilgir
YKY
Kasım, 20025
216 sayfa
Politik güncel sanat üzerine…
Dünyayı Baştan Yaratan Sanatçılar – Bir Güncel Sanat Manifestosu kitabında Vid Simoniti, 21. yüzyılın başlarında güncel sanatın politikayla ilişkisini inceliyor. Sanatın dünyayı anlama biçimimize getirdiği yeni bakışlarla ilgileniyor ve sanatçıların yarattıkları dünyaların peşine düşüyor.
Yazar okuru, iklim krizi, sosyal adalet gibi konuları ele alan sanateserleri üzerinden Ai Weiwei, Olafur Eliasson, Wangechi Mutu, Naomi Rincón-Gallardo ve Hito Steyerl’in aralarında olduğu sanatçıları keşfetmeye çağırıyor. Güncel sanat üzerine düşünmek için yeni araçlar buluyor ve sanatın sesine kulak veriyor: Pratiklikten uzak ama uzakları gören bir tanık olan sanat, savaş alanlarının üstünde süzülür, geçici bir halüsinasyon ve bir mola anıdır belki ama hayatın ve dünyanın başka türlü olabileceğini mırıldanır.

Joseph de Maistre Vakası
E. M. Cioran
Çeviren: Selim Karlıtekin
Telemak Kitap
Kasım, 2025
96 sayfa
“Joseph de Maistre’ye muhteşem bir giriş”
Joseph de Maistre, ekseriya, Aydınlanma Çağı’nda karşı-devrimciler sıralanırken anılıp geçilen bir isim, bir referans olarak kalmıştır. Isaiah Berlin’e göre proto-faşizmin temellerini atmış, irrasyonelin hüküm sürdüğü bambaşka bir moderniteyi telaffuz etmiştir. Anti-modernlerin en ateşlisidir, der Antoine Compagnon. Cioran, Maistre’yi 20. yüzyılın ideoloji tartışmalarını kevgire çevirmek için okur: filozofun siyasetle angajmanı için bir sınır vaka olarak Savoylunun düşünce sistemini inceler, devrimci mekaniğin yapısökümünü yapar ve gericiliğin cevabını açar. Cioran, Maistre’yi fazlasıyla ciddiye alıyor, çünkü düşüncesinin yaşadığını kendi yaşamından biliyor. 1957’de liberal demokrasilerin en şaşaalı günlerinde yazılmış bu kitap, o gün için bir öcü hikâyesiydi, bugünse dünyayı kasıp kavuran yeni gericiliklere dair sıfır noktasından yazılmış bir arkeoloji.

Necati Tosuner
Alakarga Sanat Yayınları
Kasım, 2025
176 sayfa
Necati Tosuner’den bir yaşam denemesi
Gönülde Kitap, Türk edebiyatının özgün kalemlerinden Necati Tosuner’in yaşam mücadelesinin ve yazarlık serüveninin keskin gözlemlerle dolu bir muhasebesini yapıyor.
Eser, okuru, yazarın dört yaşından itibaren süregelen sakatlığının getirdiği zorluklara karşı geliştirdiği dirençle örülü; yazarlığı bir “dert yanma işi” olarak görmekten, yaşama tutunmaya kadar uzanan varoluşsal çelişkilerin izini sürdüğü sarsıcı bir edebi keşfe davet ediyor.
